Mantıku’t-Tayr isimli eser yolculuk kitabıdır aslında. Tasavvuf tanımlardaki kadar basit ve sığ değildir. Tasavvuf gönül işidir, gönle gelen ilhamdır, gönülle yaşanır, hissedersin denilir, denilir ama ağızdan çıktığı kadar kolay değildir.
Nice sufi, nice veli gelip geçmiş bu cihandan, her biri Allah yolunda birer yolcuydu. Her biri Allah’ı tanımanın yollarını anlattı. Allah’ın gerçek üstülüğünü, akıl sınırını aştığını, zamansız ve mekânsız olduğunu nice ifadelerle anlattılar da bizler sadece onları hayret diyerek dinlemekle yetindik. Anlattıkları olaylar, yaşadıkları zorluklar, Allah’ı bulma yolunda daha doğru bir ifadeyle Allah yolunda kendini kaybetmeyi o denli hissettirmeye çalıştılar da bizler yalnızca meraklı bir mahalle sakini gibi, sanki fıkra anlatılıyormuşçasına gözlerimizi deliklerinden çıkartırcasına açarak dinledik. Halbuki gözlerimiz yerine kalplerimizi açsaydık belki de anlattıkları hikayelerin gönlümüze sirayet ettiğini hisseder, zorluğun kemiyetini değil de keyfiyetini kavrardık. Zorluğun kemiyetiydi belki de gönlümüzü açmamıza engel olan. Yolculuğun yoruculuğu bile gönlümüze ağır gelmiştir belki de.
Bunları söylüyorum çünkü Mantıku’t-Tayr kitabını okurken bunları hissederek okudum. Bazen hayret, bazen zorluğun kemiyeti, bazen kendini görmek insanı kitabın içerisine hapsediyor. Kendi yaşantında, hayatın akışında karşılaştığın zorluklar, nefsinin istekleri, seni zincirleyen, ket vuran prangalar dünyaya o kadar hapsetmiş ki ruhumuzu kitapta anlatılan yolculuğa çıkmayı bırakın yolculuk kelimesini bile hayatımıza sokmaktan aciz kalmışız.
Halimiz kitaptaki dudu kuşuna benzer. Dudu hüdhüde “Benim Simurg’a varmaya kudretim yok… Bana abıhayattan bir içim su kafi!”(syf,55) demişti. Kendimi ne kadar da dudu kuşuna benzetiyorum. Nefsi istekleri hiç hesaba katmadan sadece abıhayattan bir içim su bile aşması ne kadar zor bir durum. Kaldı ki diğer istek ve arzuları aşıp Allah yolunda kendimi eriteyim. Kitaptaki her kuş farklı bir duyguyu farklı bir isteği, nefsin çeşitli yönlerini gösteriyor. Kitapta belki kuşlar farklı isimlerle anılıyor ama genel olarak bakıldığı zaman bir insanın farklı yönlerini, nefsin kirliliklerini anlattığı anlaşılıyor. İnsanın aşması gereken o kadar kirli yanları var ki birini aşsa birine takılır. Bunların hepsini aşmak, bunlardan kurtulmak herkesin katlanabileceği bir yol değil.
Kitapta da kuşların hepsi bir anda değil, yavaş yavaş yolculuk ilerledikçe yolu bırakıyordu. İşte bu yüzden tasavvuf tanımlardaki kadar kolay, ağızdan çıktığı kadar basit değildir.

