Abdülkadir Özer
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KUŞLARLA SOHBET 2

KUŞLARLA SOHBET 2

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bu yol, zorluğundan dolayı tek başına yürünmesi imkansızdır. Çünkü nefsi arzularını köreltmek kolay olmadığı gibi sadece bunları köreltmekle de iş tamam olmuş sayılmaz. İbadetle, nefsi köreltmekle bu yolda ulu olamazsın, yolu tamamlayamazsın. Çünkü insanın ibadetleriyle ulaşabileceği mertebe bir yere kadardır. İbadetinle çıkamadığın mertebeye bela ve musibetle karşılaştığın da gösterdiğin sabırla ulaşırsın. Çünkü kul, sınanma zamanı belli olur.(syf,197) Tıpkı padişahın sunduğu acı meyveyi çok lezzetli bir şekilde keyif alarak yiyen kölenin durumu gibi.(syf,189) Ancak bu da bir yere kadardır. Sana bir ulunun nazarı değecek ki sen yükselesin. Tıpkı hüdhüde Hz. Süleyman’ın nazarının değmesinden sonra yükselip tüm kuşlara önder olması gibi. Bir kuşun hüdhüde “Sende bizim gibi bir kuşsun, bizde senin gibi bir kuşuz. Aramızdaki bu ayrılık neyden meydana geldi” demesinden sonra hüdhüd “Ey kuş, Süleyman’ın gözü bir an bize düşüverdi.” “Bu eriştiğim devlet, o bakıştan meydana geldi.” Sonra birisi çıkap da ibadete lüzum yoktur diyince, on lanet okumaya başladı ve “Sen bir an bile ibadeti bırakma. Fakat Sakın ibadete e güvenme. Ömrünü ibadetle geçir de Süleyman sana bir baksın” dedi . (syf,115) Buradan da anlaşılıyor ki bir ulunun nazarının değmesi ile mertebe olarak yükselebiliriz. Ancak o nazarı almak içinde ibadetten vazgeçmeyip daima meşgul olmalıyız. Allah yarattığı kullarına adil bir şekilde muamele eder ancak bazı kullarını bazı kullarından üstün yaratmıştır. Nitekim peygamber efendimizde peygamberler arasında en üstün olanıydı. Allah seçtiği kulları arasında bile birini diğerine üstün yaratmıştır. Bunda bir adaletsizlik söz konusu değildir. Bunun nedeni Allah’a ulaşırken kendinden üstün birine bağlanman ve onun nazarını temenni ederek Allah katında yücelmeyi umut etmendir. Allah bize şah damarımızdan daha yakın elbette ama biz O’na bize olduğu kadar yakın değiliz. O’na yaklaşmak ve varlığına erişmek için makamı yüce birinin nazarı gerekmektedir. “Bir erin nazarı sana düşmedikçe varlığından nerden haber alacaksın sen.”(syf,118) Tasavvufta yol hiçbir zaman bitmez. Candan geçsen bile ruh çıkmadıkça tamam olmaz. Allah’a ulaştım, O’nun aşkıyla yanıyorum dersin, kendini avutur kenara çekilirsin işte o andan sende kaybedenlerden olursun. Böyle olanlara da hüdhüdün “Kuru dava ile, aslı olmayan laflarla Kaf Dağına varıp Simurg’la hemdem olmaya imkan yoktur. Her solukta onun sevdasından dem vurma, çünkü o, kimsenin çuvalına sığmaz.”(syf,221) cevabını vermiştir. Kitap bizi o kadar güzel anlatmış ki her satırında her hikayede kendimizden bir parça bulmak mümkün.

 

Kitabın üslubu tasavvuf öğretisine uygun bir yöntem ile hikaye tarzında yazılmış. Ancak buradan maksat olayları hikayeleştirmek değil, metaforlarla etkileyici hale getirmektir. Hangi anlatım sineğin bal küpüne düştükten sonraki feryadı kadar insanın acizliğini, rızık korkusunu, aşırı isteğini ve hayvaniliğini anlatırken bu denli etkili olabilir.(syf,284-285) Tüm bu örneklendirmeler olayların içine girerek olayları ve soyut kavramları, içimizdeki konuşturamadığımız hislerimizi bu yolla açığa çıkarmak içindir. Simurg, hüdhüd, Kaf Dağı, dudu, bülbül, keklik ve daha nice metaforlar, zihinde, soyutları somutlaştırabilmek içindir. Çünkü insan beyni soyutları kavramakta hayli zorlanabilir. Ancak somutlardan yola çıkarak soyutlara ulaşabilir. Tasavvuf insanı terbiye etmek için uğraşır. Edebe riayet yani ölçülü olmak esastır. Tüm bu metaforlar edeb çizgisini koruyabilmemiz ve önümüze çıkan sorunlarla baş edebilmemiz için öğretici mahiyettedir. Bu yollardan geçerken insan hatada yapabilir, günaha da düşebilir. Ancak kul gayretle mükelleftir. Tüm bunlar olurken de gizli yapmak gerekir. Ebu Said-i Mihne’ye erlik nedir diye soran tellağa “Kirleri gizleyip sahibine göstermemek… Halkın gözü önüne yığmamak!”(syf,351) demesi pek manidardır.

 

Tüm ilimler Allah’ı tanımak ve tanıtmak için uğraşır. Bu kitap yani tasavvuf ise “İki alemde de zerre zerre O’nu arasan, bulduğunu sansan, bu bilgi, bu buluş, vehimden başka bir şey değildir. Ne bilir, ne tanırsan, o senin anlayışındır, Tanrı değil!”(syf,8) der. Tasavvufta Allah’ı tanımak değil de Allah’ı bulmak var

dır.

KUŞLARLA SOHBET 2
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir