İLİM DEĞİŞTİRİR DÖNÜŞTÜRÜ
İlim bilmek demektir. Niçin yaratıldığını bilmek, nereden gelip nereye gittiğini bilmek, iyiliğine ve kötülüğüne olan şeyleri bilmek, sınırlarını ve zaaflarını bilmek…
İnsan hep bilmek ister. Merak eder, öğrenmek ister. Öğrenme serüveninde kendisine çevresine insanlığa fayda sağlayacak bilgiyi öğrenmesi elzemdir. Ve öğrendiği bu faydalı bilgiyi eyleme dönüştürmesi, yaşantısına katkı sağlayacak şekilde özümsemesi de mühimdir. Peygamberimiz ( sav) faydasız ilimden Allah’a (c.c) sığınmıştır. İnsanı Allah’a (cc) yaklaştırmayan, ahlakını güzelleştirmeyen, davranışlara yansımayan, insana ve topluma hayır üretmeyen bilginin hiçbir değeri yoktur. Önemli olan bilmek değil, bildiğiyle amel etmektir.
Bugün toplum olarak bilmeme, bilgiye ulaşamama gibi bir sorunumuz yok. Bilgi herkesin elinde, cebinde. Fakat bilgi bizi olgunlaştırmıyor, hakikate yaklaştırmıyor.
Kırıcı sözlerin, hakaretin aramıza mesafeler koyacağını biliyoruz fakat öfkemize hakim olamıyoruz. Her ne yaparsak en güzelini, en iyisini yapmaya çalışmamamızın bir sorumluluk olduğunu biliyor fakat nasıl olsa farkedilmez düşüncesiyle ihmalkar davranıyoruz. Her davranışın hesabı olduğu bildiğimiz halde güç elimize geçtiğinde menfaatimizin olmadığı kişileri öteleyip ezebiliyoruz. Vel hasılı bilgi ahlaka dönüşmeyince bizde dönüşemiyoruz iyi insan profiline.
Yunus Emre’nin dörtlüğü bugün içinde bulunduğumuz durumu anlatmak için yazılmış sanki;
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsen
Ya bu nice okumaktır.
“ Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9) buyurur Rabbimiz. Bu soru aslında içinde cevabını da barındırır. İlim, insanı sıradanlıktan çıkarır. Bakışı, duruşu, konuşması, oturması kalkması farklı bir niteliğe bürünür. Naiflik bütün azalarına yansır ve kalbi de bundan nasibini alır.
Ömer b. Hattab biliyordu kız çocuklarını diri diri toprağa gömmenin yanlışlığını, biliyordu her şeyin Yaratıcısının bir ve tek olan Allah (cc) olduğunu. Aklı biliyordu fakat kalbi bilmiyordu. Ne zaman ki okunan Ayet-i Kerimeleri kalbiyle bildi, hissetti. Kalbinin hissettikleri eylemlerine yansıyınca dönüşüm başladı. Akıl ve kalp koordineli çalışınca geçmişteki hatalarını gözyaşlarıyla telafi etti ve Hattab oğlu Ömer Hz. Ömer oldu.
Sahabiler Kur’an-ı Kerimi sadece ezberlemiyorlar. Hemen hayatlarına geçiriyorlardı. Onlar için vahiy sadece bir bilgi değil, eyleme dönüşmesi gereken bir çağrıydı. İçkiyi yasaklayan ayet (Maide, 90) indiğinde sahabiler ellerindeki içkiyi hemen döktüler. Rivayetlere göre Medine sokakları içkiyle dolmuştu. Sonra bırakırız demediler. Allah emrettiyse söz tamamdı.
Gıybet ayeti (Hucurat,12) indiğinde, konuşmalarına daha da dikkat etmeye başladılar. Yanlış bir şey söylediklerini düşündüklerinde hemen tevbe ettiler. Her ayet indiğinde hemen gereğini yerine getirdiler. Rehberlerine kulak verdikçe değiştiler ve değiştikçe de yaşadıkları çağ cahiliye karanlıklarından asr-ı saadete dönüştü.
Belki bizlerde Kur’an- Kerimi okuyup geçmek yerine “acaba bize ne diyor?” diye sorup hayatımıza taşıdığımızda iyi insana, salih bir kula, Rabbinin razı olduğu bir mü’mine dönüşeceğiz.

