Şükrü Aşçıbaşı
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Köşe Yazıları
  4. SEFİH YA DA AYRANI YOK İÇMEYE…

SEFİH YA DA AYRANI YOK İÇMEYE…

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sefih pek sık olmasa da kelime dağarcığı geniş insanlarımızdan nadiren de olsa duyduğumuz Türkçemiz de hakaret vari bir kullanıma sahip, fıkıhta ise maddi harcamalarını maslahat ve menfaati doğrultusunda yapamayan, kâr zarar hesabı şaşmış, ev ekonomisinden sınıfta kalmış insanlar için kullanılan bir kavram. Bu kavramın halk arasındaki atasözü ise farklı varyantları olan fakat başı hep aynı kalan ayranı yok içmeye diye başlayan az sözle çok şey anlatan veciz söz işte. Fıkıhta sefih insanlar kendi tedbirsizliklerinden korunmak maksadı ile hacredilirler yani mali harcamalarına kısıtlama getirilir, mal varlıkları belirli şartları taşıyan yakınlarının tasarrufuna bırakılır. Böyle bir girizgahın ardından bugün sefihten ve sefehten, sefihlikten bahsetmek istiyorum.

12 yıllık meslek hayatı tecrübe ve gözlemim; halkımızın ramazan ayı geldiğinde yaklaşık olarak ilk yarısı diyebileceğimiz on- on beş günlük süre zarfında oruçla ilgili soru ve sorunları ile din görevlilerimize başvurması, geri kalan günlerde ise zekât başta olmak üzere fitre ve fidye gibi maddi ibadetlerle ilgili sorularını sormaları yönünde. Ramazan ayı pek çok ibadet ile dolu dolu yaşandığı için böyle olması da yadırganacak bir durum değil aslında. Hatta aklımızdaki dini soruların artması ve dini sorunları gündemimize samimi, çözüm odaklı taşıma duası ile. Halkımız maddi boyutu olan ibadetlerle ilgili sorularını yöneltirken şu ifadelerle çok sık karşılaşıyoruz: “Hocam kime zekâtımı vereyim fakir kalmadı, yoksul kalmadı herkes senden benden zengin!” ya da “Hocam falancaya zekâtımı vermek istiyorum, çocuklarının hali içimi parçalıyor ama versem adam götürüp parayı çarçur edecek ne yapayım?”  Aslında vatandaşımız ayranı yok içmeye durumundan epeyce muzdarip… Bu insanlara nasıl yardım edebilirize, sorunlarına nasıl pansuman bir tedavi uygularıza gelmeden önce fıkıhta sefih denilen insan sayısının artışından, sebebinden ve nasıllığından kısaca bahsetmek istiyorum.

Sosyal medyanın ve ürettiği fenomenlerin çılgınca harcamaları sıradanlaştırması, lüks tüketime özendirme ve teşvikleri, her şeyi ihtiyaç olarak göstermeleri bu durumun başlıca etkeni, diğer bir etkense çarpık kültürleşme kaynağı, doğu batı, İslam ve Hristiyan kültürü arasında ne idiğü belirsiz bir toplum mühendisliği sergileyen TV dizileri. Bu dizilerde sosyal medya fenomenlerinin yaptığı işi televizyon vasıtası ile icrâ ediyorlar. Eskiden çocuk yoktan anlamaz diye bir söz vardı bu günlerde bu zikrettiğim iki etken sayesinde ‘büyükler yoktan anlamaz’, ‘Sosyal medyaya yeter olmaz ve yoktan anlamaz’ şeklinde bir değişime uğradı. Evet bugünkü geldiğimiz noktada çocuklar yoktan anlıyor da yetişkinler yoktan anlamıyor, içerisinde bulundukları maddi yoksulluğu göz önünde bulundurmadan ellerine geçen üç beş kuruşu lüks markalara kaptırıyorlar.

Bu ramazan ayında da sorulan sorular içerisinde hikayesi bir gazete köşesine sığmayacak kadar uzun ve üzücü, üzücü olduğu kadar iç parçalayan, ekonomik durumu ile bağdaşmayan harcamalar yapan insanların hayat hikayelerini dinledim. Kısaca ifade etmek gerekirse; çocuğu yiyecek ekmeğe muhtaçken kendisi sezon sonu indirimi olarak lanse edilen kapitalist tüketim tuzağı kovalayan anneler, lüks çakmak ve tesbih koleksiyonu peşinde koşan babalar, kredi kartının ekstrasını ödeyemediği için yapılandırmaya gidenler, çektiği krediyi bir başka kredi ile kapatmaya çalışanlar, düzenli bir işi olmamasına rağmen tatil kovalayanlar ve bunu hakkı olarak gören vatandaşlarımız daha neler neler…

Komşusu açken tok yatan bizden değildir diyen bir peygamberin ümmeti olarak ve içerisinde bulunduğumuz toplumdaki düşkünler başta olmak üzere sınırlarımızı aşan coğrafyalardaki yardıma muhtaç düşkünlere el uzatılması gerektiğini ifade eden bir dinin müntesipleri olarak bu insanları yüz üstü bırakmamız, kendi hallerine bırakın ne halleri varsa görsünler dememiz, kendi düşen ağlamaz, ne ekersen onu biçersin diye atasözleri sıralamamız beklenemez tabiki. Ama akıl ve mantıkta bu insanlara nakdi yardım yapmanın doğru olduğuna uslu uslu oturduğu köşesinden bir hışımla kalkıp itiraz ediyor. O halde fıkıhta sefih insanlara menfaatleri doğrultusunda harcama yapamadıkları için, kâr zararlarını hesap edemedikleri için maddi kısıtlama getirmenin benzerini bu durumdaki vatandaşlarımıza da uygulayarak yoksulluklarına pansuman bir tedavi uygulamamız gerekiyor o da aynî yardımdır. Yani gıda kolileri ve market alışverişleri ile destek olmak. Hocalarımız kürsülerde fıkıh kitaplarında yazan nakdî yardım/ para yardımının daha hoş olduğunu genel geçer bir kabul olarak söylemeye devam ede dursunlar ben bu gazete köşesi aracılığıyla bu konuya bir parantez açmış olayım ve harcamalarını doğru yapabilen, eline geçen üç kuruşu çarçur etmeyen, menfaatleri ve ihtiyaçları doğrultusunda harcama yapan insanlara bu şekilde yardımda bulunmanın daha doğru olduğunu tasdik edip yardım kuruluşlarının çeşitli toplantılarda gıda kolileri hedefine tam olarak ulaşamıyor, market kartları ve para yardımı daha doğru dedikleri bir zamanda yazının asıl konusu olan insanlar için ‘Gıda kolisi ve market alışverişi candır!’ diyeyim.

SEFİH YA DA AYRANI YOK İÇMEYE…
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir