Abdülkadir Özer
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. HADİS’E BÜYÜK

HADİS’E BÜYÜK

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Hadislerin sıhhati ve bağlayıcılığı hala popülaritesini koruyan en güncel tartışma konularından birisi olmaya devam etmektedir. Peki bu tartışmalara karşı nasıl bir tavır takınılmalıdır? Durumu vahim görüp vehametinden dert mi yanmalı, konunun açılmasını fırsat mı bilmeli… Fırsat bilmekten kastım, konu açılmışken nasıl ve ne şekilde ortaya çıktığına bakılmaksızın konuyla alakalı düşüncelerimizi paylaşma imkanı bulmamızdır. Bence her iki görüşü de mesafeli yaklaşılmalı. Zira konunun vehameti ortadayken fırsat bulduk diye sevinmek de vehametinden dolayı fırsatı tepmek de doğru olmaz. Aslında her meselede orta yollu olmak süreci idare etmek için elzemdir. Zaten İslam dini de bizi mutavassıt ve itidalli olmaya davet etmiyor mu? Öyleyse her durum ve şartta bunu kendimize şiar edinmek gerek…
Evet, kimileri tarafından hadislerin doğruluğu tartışılmakta ve bağlayıcı olmadığı savunulmaktadır. Çünkü hadislerle anlaşılacak bir Kur’an ilahi kelama muhalefettir veya hadislerin doğruluğu tartışma konusu ediliyorken inanılacak bir bilgi seviyesine zaten ulaşamamıştır. Biz burada bu iddiaların doğruluğu veya yanlışlığı üzerinden tarihsel; veri tabanlı yani hadislerin yazılması, toplanması, kimler tarafından rivayet edildiği, söylenilen sözlerin kime/ kimlere ait olduğuna dair bir açıklama yapmadan daha çok psikolojik ve sosyolojik tarafını açıklamayla ilgileneceğiz.
Bu iddialar her kesim ve yaştan insanların söylemleri olabileceği gibi özellikle gençler tarafından dillendirildiği varsayılırsa  konu bizim için daha olumlu hale gelir. Çünkü gençlerin araştırmaya ve temellendirmeye ihtiyaçları olan bir döneme bu konuyu da eklemeleri hüsn-ü zan ile karşılanabilir. Ancak bu konuyu böyle bir dönemde düşünmelerini sağlayanların hadis kitaplarında zayıf ve uydurma olduğu alimlerce tespit edilmiş rivayetleri gündeme getirerek kafa karışıklığına yol açanların varlığını da göz ardı etmemek lazım.
Hadisler; siyasi olayların, hilafet tartışmalarının, büyük günah meselesinin ve amel-iman münasebetinin vesilesiyle araştırma konusu yapılmasından ziyade kaynak ve güvenilirliğinin tespiti ile gündeme gelmeye başlamış, daha sonraları bu durumları kullanmak isteyenlerce doğruluğunun ve bağlayıcılığının zayıf olduğu söylemlerine alet edilmiştir. Tabi ki gençlerin asıl ilgi noktası bunlar olmamakla birlikte derin incelemeler için vakit ayırmak sadece onlara değil işin içinde olmayan herkese zor geliyor. Hal böyle olunca gençlerin konuya yaklaşımının bu şekilde olmasının nedenlerini ayrı bir başlık altında ele almak gerekiyor.
Gençlere yönelik araştırmalar incelendiğinde şunları ifade etmek doğru olacaktır; gençler sanıldığı gibi toptancı şekilde hadis inkarcılığı yapmıyor, hadislere mesafeli davranmaları bu konuyla alakalı çok fazla sesin çıkması ve hangilerinin doğru olduğuna karar verebilecek bir dayanak bulamamalarından kaynaklanıyor. Hadisleri bağlayıcı bulmamaları uygulama ve örneklerin yanlış olduğu düşüncesinden ileri geliyor. Hadisler olmadan Kur’an’ı anlamaya çalışmak daha akla yatkın ve kendilerince çıkarımlar yapmak onları hem daha ait hissettiriyor hem de farklı ve aykırı olmak gençlik ateşini alevlendiriyor. Tüm bunlar değerlendirmeye alındığında gençlerin bu düşünceleriyle savaşmak ve küçük görmek yerine, onların ihtiyaçlarını anlayıp sorularına birlikte cevap bulmaya çalışmak çok daha makul bir çözüm olacaktır.
Bunun için yapılması gereken onlara Kur’an’ın anlaşılması noktasında yanlış uygulamalara, kötü örneklere, zayıf ve uydurma olduğu sabit olan hadislere göre değerlendirme yapmak yerine onların kullandığı yönteme benzer şekilde aklın sınırlarını gösterip iman konusunu yeniden tanımlamaktır.
İman her türlü araştırmayı içine alacak kadar şümullü ancak her araştırma sonucuna göre sınırları çizilemeyecek kadar da müstağnidir.
Buna göre iman araştırma konusu olabilir ancak bilgi ile değil inanç ile neticeye ulaşılır. Her ne kadar İslam akla ve bilime karşı değilse de bilimin ve aklın mevzusu da değildir. İşin bu tarafına değinmemiz aslında konunun akla gereğinden fazla önem vermekle ilgisinin bulunmasındandır. Hadisleri inkar etmek, doğruluğunu tartışmak bir yandan da akla olan güvenden kaynaklanıyor.
Çünkü onlara göre Kur’an’dan anlam çıkarmak salt akılla elde edilebilecek bir meziyettir. Bu söylemlerinden sonra konuyu desteklemek için farklı argümanlar eklemektedirler. “Hadis kitaplarına ve hadislere  mesafeli olmak tarihi ve ilahi kelam gereğidir” gibi aykırı ve marjinal bir çıkış nefsi okşamakta ise de hevanın sonucu olduğu unutulmamalıdır. Nitekim böyle bir söylemin akılcı yaklaşımı desteklediği de açıkça görülmektedir.
İmam-hatip ve devamında ilahiyat mezunu şimdilerde ise bir din görevlisi olarak öğrencilik yıllarımda okuyup öğrendiğim bazı konuları kabullenmekte zorluk yaşadığımda hocalarıma danışır, onlardan da; “akla zor gelen ve sınırları zorlayan yerlerde iman devreye girer ki zaten inanç burada ortaya çıkar”, gibi beni daha da zorlayacak ancak farkındalığımı da artıracak cevaplarla karşılaşırdım. İnsanın her şeyin mutlak cevabının verildiği yegane noktanın akıl olduğunu düşünmesi zaten başlı başına bir problemdir. Bu, aklımızı küçümseyip hiçbir şeyi danışmamak anlamına gelmediği gibi aklı putlaştırmaya dair bir eleştiridir. Aklı putlaştıran birtakım kimselere göre Hz. Peygamberin bize ulaşan rivayetlerinden bazılarını onun demiş olması dahi mümkün değildir. Çünkü bir peygamber bu sözü söyleyemez. Rivayetin ne olduğunu merak edenlere, bir peygamberin ne söyleyip söylemeyeceğinin  kararını verecek olan bizler değiliz demek, meraklarının sebebinin ne olduğunu anlamalarına yardımcı olacaktır! İslamın ikinci asli kaynağı olan hadislerle alakalı bir peygamber böyle bir şey söyler mi deyip yalanlamak, ilmi olmaktan uzak mahalle jargonu ile kafa karıştırmaktan başka bir şey değildir.
Hadisler üzerine yüzyıllar boyu yapılagelen bunca ilmi araştırmalara göz ucuyla dahi bakmadan inandırıcılığını sorgulayıp her hadise karşı mesafeli davrananların aynı tepkiyi ilmi  birikimden uzak mahalle jargonu laflara göstermemeleri de manidardır. Tam bu noktada denilmesi gereken şey; yanlış uygulamalara ve kötü örneklere itibar edilmemesi gerektiği gibi toptancı ve kafa karıştırıcı söylemlere de pay verilmemesi gerektiğidir. Bu yaklaşım her anlamda kendi mefkuresi için uğraşan zihinlere daha doğru bir yolculuk imkanı sağlayacaktır.

HADİS’E BÜYÜK
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter