Bir önceki yazımda “Hayatına müdahale edilmesinden rahatsız olmayan birisi ya da hayatına biri karıştığı zaman sakin kalabilen var mıdır?” sorusunu sorup bizim kültürümüzden, değerlerimizden ortaya çıkmayan ama en az bizim değerlerimiz kadar yerlileşen, sıradanlaşan yabancı kültür unsurlarından bahsetmeye başlamıştım. Bu yazımda da bu konuya devam etmeyi ve düşüncelerimi diğer bir ifadeyle dertlerimi sizinle de paylaşmak istiyorum.
Hayatımıza son yıllarda giren bir diğer akım minimalizm. Peki nedir minimalizm; az eşya çok mutluluk sloganıyla eşyalara bağımlılığı, hayata fazla değer vermemeyi, maddi şeylerden yüz çevirmeyi yaşamın kaynağı gören bir akım.
Şimdilerde ise yine aynı sloganla ama moda severlerin tek ve düz renklerle olması gerektiğini savunduğu bir görüş haline evrildi ve az eşya aldığı için pahalısını alan bu sayede eşyaya değer vermemiş olan takipçileriyle büyümeye devam ediyor.
Her ne kadar ilk çıkış noktasından sapmış olsa da genel anlayışı az eşyayla rahat ve mutlu bir yaşam sürmek olan minimalizm, bakıldığı zaman gayet güzel gözüküyor.
Zaten minimalizmden çok önce İslam’ın kültürü olan sünnetler de bunu tavsiye ediyordu. Saraylarda yaşama imkânı olan bir peygamberin ufak bir evde az eşyayla yaşamayı tercih etmesi bizi hiç düşündürmemiş, meskenlerimizle ilgili hadislere hiç bakmamışız ama minimalizmden çok etkilenmişiz. Hayret doğrusu!
Ama ne olursa olsun insanların niyetleri temiz ya içimiz çok rahat bu yüzden. Tek bir şeyden rahatsız oluyoruz benim niyetim temizken, yaptıklarım ahlakla ve toplumsal normlara uygunken neden namaz kıldığı halde kötü olan biri değil de ben ceza çekiyorum cehennemde? Haklı gibi gözüküyorlar ama yanlışlar. Sen ibadet etmediğin için o kötü biri olduğu için ceza çeker ama konumuz ceza değil bence, zaten herkes İslam’da her güzel ve çirkin şeyin karşılığının olduğunu biliyor. Peki mesele ne o zaman? İçimizi rahatlatmak mı kendimizi avutmak mı? Bence içimizdeki güzelliğe sığınmak istiyoruz. Bu şekilde mutluyuz sadece namaz kılmıyoruz o kadar.
Aynı şey Budizm’de de var. Dört seçkin hakikate ulaşmanın sekiz dilimli yolu; doğru niyet, doğru söz, doğru davranmak, doğru konuşmak vs. Budizm öğretisi. Budizm’de bunlar yeterli ama bizim dinimizde ne sadece ibadet etmek ne de sadece iyi insan olmak yeterli değil.
Mesela diğer bir örnek sosyalizm. Eşit haklar, eşit statüler, halkı merkeze alan, ihtiyaçlara karşılık veren ve devleti bu şekilde yönetmek gerekir diyen bir akım. Aynı zamanda İslam ile benzer şeyleri söylemesinden dolayı ılımlı gibi gözüken ve “en büyük sosyalist Peygamberimizdir!” diyerek çekiciliğini artıran bir akım. Acaba Peygamberimiz bunları sosyalist olmak için mi yaptı yoksa dini böyle emrettiği için mi? Peygamberimizin uygulamalarından sosyalizmin güzel bir akım olduğu mu çıkıyor, yoksa sünnetin ne tavsiye ettiği mi? Bunları topyekûn düşünüp kendimize gelmemiz gerekiyor. Her şey bizden hariç ama biz her şeye dahiliz.
Bunları yazarken kimseyi zan altında bırakmak veya suçlamak için yapmıyorum. Siz böylesiniz şöylesiniz de demiyorum sadece bizim olan ne varsa yok edilip yerine devşirme fikirler, akımlar vs. konulmasından rahatsız oluyorum. Bu ve bundan önceki yazımda verdiğim örnekleri düşündüğümüz zaman yılbaşı kutlaması hariç, İslam’da olan şeyler var ama biz neden pozitif bir hayat için Kur’an’a sarılmak yerine yogayı tercih ediyoruz. Ya da neden sünnete uygun olarak evimizi düzmek yerine minimalizmden etkileniyoruz. Neden bize bakmıyoruz da bizim olmayana iştahımız kabarıyor. Tıpkı evde annesinin yaptığını yemeyip misafirlikte aynı yemeği bayıla bayıla yiyen çocuk gibiyiz.
Dedim ya her şey bizden hariç ama biz her şeye dahiliz diye. Bir de şöyle bakalım olaya; İslam gibi her güzelliği içinde barındıran bir din var ve her çözüm burada mevcut.
Biz bizdekini beğenmeyip aynısını başkasından alıyoruz. Yani bizim ev dolu ama biz komşuya gidiyoruz.


