İnsan, yeryüzüne yalnız yaşamak için gelmemiştir. Hayat, farklı renklerin aynı gökyüzünde buluştuğu büyük bir hikâyedir. Kimi zaman aynı mahallede farklı düşüncelere, farklı kültürlere, farklı inançlara sahip insanlarla yan yana yürür; aynı sokaktan geçer, aynı ekmeğin kokusunu duyarız. İşte tam da burada ahlak devreye girer: Birlikte yaşamak, yalnızca yan yana durmak değil, birbirinin varlığına saygı göstermeyi öğrenmektir.
İslam’ın birlikte yaşama anlayışının temelinde insanın yaratılıştan gelen değerine duyulan saygı vardır. Kur’an-ı Kerim, insanları farklı milletler ve topluluklar hâlinde yaratmanın hikmetine dikkat çeker: “Sizi milletler ve kabileler hâline getirdik ki birbirinizi tanıyasınız.” Bu bakış, farklılığı bir tehdit değil, tanışmanın ve birbirini anlamanın vesilesi olarak görür. İslam’ın öğrettiği kardeşlik yalnızca aynı inancı paylaşanlarla sınırlı değildir; adalet, merhamet, güven ve insan onuru bütün ilişkilerin temelini oluşturur.
Peygamberimizin Medine’de oluşturduğu toplum düzeni de bunun dikkat çekici örneklerinden biridir. Farklı inanç ve toplulukların bir arada bulunduğu Medine’de karşılıklı hak ve sorumlulukların belirlenmesi, toplumsal barışın yalnızca iyi niyetle değil, adalet ve hukukla da korunması gerektiğini göstermiştir. Komşuya iyi davranmak, emanete sahip çıkmak, kul hakkından sakınmak ve zulme karşı durmak; dinî hayatın yalnızca bireyin iç dünyasında değil, toplumla kurduğu ilişkide de görünür olması gerektiğini hatırlatır.
Birlikte yaşamanın sosyal boyutu burada belirginleşir. Toplum, birbirinden tamamen aynı insanların oluşturduğu bir kalabalık değil, farklılıkların ortak değerler etrafında buluşabildiği bir bütündür. İslam’ın “adalet” anlayışı, kişinin yalnızca kendisine benzeyene değil, hakkı olana hakkını vermesini gerektirir. Adalet, sevdiğimiz insanlara karşı gösterdiğimiz bir iyilik değil; herkes için korunması gereken bir ilkedir.
Birlikte yaşama ahlakı sadece hukukla da mümkün değildir. Kanunların ulaşamadığı yerde vicdanın sesi duyulmalıdır. Bir insanın kalbini kırmamak, ötekileştirmemek, hakkında bilgi sahibi olmadan hüküm vermemek de ahlakın parçalarıdır. Günümüzde özellikle sosyal medyada birkaç cümleyle insanları etiketlemek, farklı düşünceleri düşmanlık sebebi saymak kolaylaşmıştır. Oysa İslam’ın öğrettiği güzel söz, hüsnüzan ve merhamet; iletişim çağında belki de her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz erdemlerdir.
Birlikte yaşam ahlakı psikolojik bir kazanımdır. İnsan, kabul görmek ve ait olmak ister. Sürekli dışlanan, küçümsenen veya hor görülen bir insan zamanla yalnızlaşabilir; öfke, güvensizlik ve değersizlik duygularına sürüklenebilir. Buna karşılık saygı görmek, dinlenmek ve anlaşılmaya çalışılmak insanın ruh dünyasında güven duygusunu besler. İslam’ın selamlaşmayı, güzel sözü, yardımlaşmayı ve komşuluk ilişkilerini önemsemesi, aslında bireyin ruhsal huzurunu ve toplumdaki güven bağlarını da güçlendiren bir ahlak anlayışıdır.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, haklı olma arzusu ile iyi insan olma sorumluluğu arasındaki dengeyi kurabilmektir. Her tartışmayı kazanmak zorunda değiliz. Her farklı düşünceyi değiştirmek zorunda da değiliz. Bazen karşımızdakini değiştirmeden dinlemek, onunla aynı fikirde olmadan saygı göstermek, insan olmanın ve ahlakın en olgun biçimidir.
İslam’ın birlikte yaşama ahlakı bize şunu fısıldar: İnsanları birbirinden ayıran duvarları yükseltmek kolaydır; asıl erdem, arada köprü kurabilmektir. Merhamet, adalet ve saygı bu köprülerin taşlarıdır. Çünkü aynı göğün altında yaşayan insanlar, farklı diller konuşsalar, farklı düşünseler ve farklı hayatlar sürseler de birbirlerinin hayatına dokunurlar.
Dünyayı daha yaşanabilir kılmak için önce birbirimizin insanlığını görmemiz gerekir. Zira gerçek medeniyet, insanların aynı düşünmesi değil; farklılıklarına rağmen birbirlerine adaletle, merhametle ve güzel ahlakla davranabilmesidir. İslam’ın birlikte yaşama çağrısı da tam burada anlam kazanır: Ötekini yok saymadan, kendini kaybetmeden; farklılıkları düşmanlığa değil tanışmaya dönüştürerek aynı hayatın içinde huzurla yürüyebilmek.
Birlikte yaşama ahlakının en güzel örneğini Mekke’den Medine’ye hicretle başlayan ve insanlık tarihine serlevha bir yaşam tablosu sunan Hz. Peygamberin hayatında görmek mümkündür. Ulvî değerlerimize sımsıkı sarılmak bizim için en güzel yol gösterici ve rehberdir. Huzurumuza ve maneviyatımıza eşsiz katkı sağlayacaktır.
Dr. Yılmaz ÇELİK
Ala
plı Müftüsü