Cennet, insanların öldükten sonra dirilip sonsuz olarak yaşayacakları mutluluk yeri demektir. İman ettikten sonra salih amel işleyen mü’minlere vaat edilen cennet sonsuzdur ve arzu edilen her şey orada vardır ( Zuhruf, 43/71).
Cennette mü’minlerin erişecekleri nimetler ve kendilerine yapılacak ikramlarla ilgili pek çok ayet ve hadis vardır. Elbette bu nimetler, iman ettikten sonra salih amel üzere yaşamaya çalışan, nefsini güzel ahlak ile terbiye etmeye çalışan mü’minler içindir. Kur’ân-ı Kerim bunu en büyük başarı olarak görür (Duhan, 44/51-57). Bu başarıyı elde etmek için Peygamberimizin şu hadisi bize yol göstermektedir. Sırat-ı müstakime ulaştıracak olan bu hadise gelin birlikte bakalım:
Ubade b. Samit’ten nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Siz bana kendinizden altı şeyi garanti edin, ben de size cenneti garanti edeyim: Konuştuğunuzda doğru söyleyin, söz verdiğiniz zaman onu yerine getirin, size bir şey emanet edildiğinde onu sahibine verin, namusunuzu koruyun, harama bakmaktan sakının, elinizi kötü işlerden çekin.”(Ahmed,V,323)
Müslümanlar olarak yitirdiğimiz hasletlerin başında geliyor belki de, dürüst ve güvenilir olmak. Halbuki dürüst ve eminlik İslam’ın özüdür. Nitekim Hûd suresinde Rabbimiz “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hûd, 112) buyurarak, inançta tevhid üzere olmayı, ibadette ihlaslı olmayı, ahlakta dürüstlüğü emretmiştir.
Birçok ayet-i kerimede, özellikle Mü’minûn suresinin ilk ayetlerinde, kurtuluşa erecek mü’minlerin vasıfları arasında sözünde durmak ve emanete riayet etmek sayılmıştır.
Hz. Peygamber’in Hudeybiye Barış Antlaşması’ndan hemen sonra, yanındaki Müslümanların itirazlarına rağmen, kendisine sığınan Ebû Cendel adlı Müslüman’ı antlaşmanın gereği olarak müşriklere iade etmesi, onun verdiği söze bağlılığının en canlı örneklerinden birisidir. Ona “emîn” sıfatının düşmanları tarafından bile verilmesi, kendisinin ahde vefa ve emanete riayet faziletine sahip bulunmasındandır.
Emanet, düşündüğümüzden çok daha geniş bir alanı kapsar. Bize emredilen ibadetlerden tutun da hizmetimize sunulmuş tüm nimetler birer emanettir. Vücudumuz, eşimiz, işimiz, çocuğumuz, toprak, su, hava… Bu emanetlere sahip çıkmak zorunda olduğumuz gibi zarar vermemekle de sorumluyuz. Peygamberimiz emanete ihaneti münafıklık alameti olarak görür.(Buhari, İman 24)
Bu durum itikatta değil, amelde münafıklık alametidir ve bir mü’mini cennetten uzaklaştıracaktır.
Müslüman hayâ sahibidir. Gözüne, kulağına, yediğine, içtiğine dikkat eder; kalbine günahlar değmesin diye mücadele eder. Başkasına dil uzatmaz, kendisine de dil uzatılmasın diye nezih yaşamaya çalışır. Kılık kıyafette, söz ve davranışlarda, girip çıktığı ortamlarda nezaket ve edebini muhafaza eder.
“Harama bakış iblisin zehirli oklarından bir oktur.”(Hakim,IV,349/7875) derken peygamberimiz, haram tehlikesine dikkat çekmiştir. Bizler televizyon ve sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle artık gözlerimizi koruyamıyoruz. Önümüze gelene haram mı helal mi demeden bakıyoruz. Kalplerimiz saflığını yitirdi ve yaradanından uzaklaştı. Halbuki haramlar Rabbimizin kullarına bahşettiği sınırlardır. Bunlar bizleri kötü şeylerden uzaklaştırmakta ve iyi olana çağırmaktadır.
Haset, ikiyüzlülük, dilencilik, hırs, küfür, alay, tecessüs, kin tutmak, haksızlık, içki, kumar, faiz, hırsızlık, alışverişte hile ve daha nice kötülük… Ahireti unutmak bu kötülüklerin başlıca sebebi değil midir? Ahirette hesap vereceği bilinciyle yaşayan, başkalarıyla değil kendi işiyle meşgul olacaktır.
Bu hadiste sayılan her bir güzel ahlak, cennete açılan bir kapı gibidir. Geliniz, cennete götüren amelleri hayatımıza yerleştirmeye çalışalım. Sırat-ı müstakimin mühendisleri olan peygamberleri / peygamberimizi rehber edinelim.
Elimizden tutup bizi ebedi mutluluğa götürecek olan peygamberleri bize bahşeden Allah’a sonsuz hamd-ü senalar olsun.
Selam ve dua ile…